Aşkın Aynasında İnsan-Monolog Röportaj-1-
Aşkla selamlıyoruz sizleri…
Kalbine bir sevda değmiş olanları, sevdiği hâlde susanları, bekleyip de kavuşamayanları, giderken kendinden bir parça bırakanları ve bütün kırgınlıklarına rağmen gönlünde hâlâ iyiliği taşıyanları aşkla selamlıyoruz. Bugün kelimelerin değil, kalbin konuştuğu bir söyleşideyiz. Soruları Mehmet soracak; cevapları ise hayatın eşiğinde biraz yorulmuş, biraz susmuş, fakat sevmekten vazgeçmemiş Kul Mehmet verecek. Belki her cevapta kendimizden bir iz bulacak, belki de yıllardır içimizde taşıdığımız bir soruyla ilk kez yüzleşeceğiz. Çünkü bazı sorular cevap bulmak için değil, insanın kendi kalbini duyması için sorulur.
**Mehmet: Aşk, insanın kendisini bulması mıdır, yoksa kendisini kaybetmesi midir?
Kul Mehmet: Aşk, önce insanın kendisini bir başkasının gözlerinde bulduğunu sanmasıdır. Sonra o gözler uzaklaştığında, aslında ne kadarını kendinde bıraktığını anlamasıdır. İnsan severken bazen kendi sesini kısar, sevdiğinin sessizliğini dinler. Onun sevdiği renklere alışır, onun yürüdüğü yollardan geçer, onun kurduğu cümlelerde kendine küçük bir yer arar. Gün gelir de o insan giderse, yalnızca sevdiğini değil, onun yanındayken olduğu kişiyi de kaybeder. İşte o zaman aşk, kendini bulmakla kaybetmek arasındaki ince çizgiye dönüşür. Bence gerçek aşk insanı kendinden uzaklaştıran değil, bütün eksikleriyle yeniden kendine götürendir. Birinin gelişiyle güzelleşmek kıymetlidir; fakat onun gidişiyle kendinden vazgeçmek aşk değildir.
Mehmet: Peki aşk, hayata neşe saçmak mıdır?
Kul Mehmet: Aşkın yüzünde yalnızca gülümseme yoktur Mehmet. Onun içinde beklemek, özlemek, susmak ve bazen kabullenmek de vardır. Fakat bütün bunlara rağmen aşk, insanın içine dünyaya yeniden inanma isteği bırakıyorsa güzeldir. Bir çiçeği koparmadan sevebilmek, bir kuşun sesini ilk kez duyuyormuş gibi dinlemek, başka bir insanın sevincine kendi sevincinmiş gibi gülümsemek… Bunların hepsi aşkın hayata saçtığı küçük ışıklardır. Aşk yalnızca iki insanın birbirine bakması değildir; bazen ikisinin aynı iyiliğe doğru bakabilmesidir. Eğer sevgi insanı daha merhametli, daha anlayışlı ve daha güzel sözlü yapıyorsa, işte o zaman hayata neşe saçıyordur.
Mehmet: İnsan en çok sevdiğini mi özler, yoksa onunla yaşayamadıklarını mı?
Kul Mehmet: İnsan çoğu zaman bir kişiyi özlediğini sanır; oysa onunla kurduğu ihtimalleri özler. Birlikte gidilmeyen yolları, söylenemeyen sözleri, gerçekleşmeyen yarınları… Yaşanmış hatıraların bir sonu vardır; fakat yaşanamayanların sonu yoktur. Zihin onları dilediği kadar büyütür, süsler ve yeniden kurar. Bu yüzden yarım kalan sevgiler bazen tamamlananlardan daha uzun yaşar. Çünkü insan, yaşadığını hatırlar ama yaşayamadığını sürekli hayal eder.
Mehmet: Aşk neden en çok gidenin ardından büyür?
Kul Mehmet: Çünkü giden kişi susar, kalan ise onun yerine de konuşmaya devam eder. Giden bir kapıyı kapatır; kalan, o kapının önünde yüzlerce ihtimal kurar. “Neden gitti, neden sustu, neden kalmadı?” diye sorar. Her cevapsız soru, hatıranın çevresine yeni bir ilmek atar. Böylece insan bazen sevgisini değil, cevapsızlığını büyütür. Oysa her gidişin ardında gizli ve büyük bir anlam bulunmayabilir. Bazı insanlar yalnızca kalmayı beceremez. Bunu kabul etmek zordur; ama insanın kendi değerini bir başkasının gidişiyle ölçmesinden daha doğrudur.
Mehmet: Öyleyse beklemek sevginin bir göstergesi değil midir?
Kul Mehmet: Beklemek, ancak iki kalp aynı yola bakıyorsa anlamlıdır. Biri giderken diğeri yıllarca aynı yerde duruyorsa, buna sevginin sabrı kadar yalnızlığın alışkanlığı da karışır. İnsan bazen sevdiğini değil, onun döneceğine inanan eski hâlini bekler. Oysa sevgi, insanı hayatın dışına çıkarıp bir kapının önünde bırakmamalıdır. Beklemek güzeldir; fakat ömrü durduracak kadar değil. Çünkü gerçek sevgi, sevdiğine kavuşamasa bile insanın kendi hayatına geç kalmasına razı olmaz.
Mehmet: Son olarak sorayım Kul Mehmet: Aşk nedir?
Kul Mehmet: Aşk, tek bir cevaba sığmayacak kadar insandır Mehmet. Bazen bulmaktır, bazen kaybetmek; bazen sevinç, bazen sessiz bir kabulleniştir. Bazen birinin elinden tutmak, bazen de gitmek isteyen bir eli zorla tutmamaktır. Aşk, sahip olmak değil; varlığına saygı duyabilmektir. Fakat en önemlisi, sevdiğin kişiye verdiğin değeri kendinden esirgememektir. Çünkü insan kendisini tamamen kaybederek bir başkasını gerçekten sevemez. Kendi içindeki ışığı söndüren kişi, bir süre sonra sevdiğinin yolunu da aydınlatamaz. Belki aşk, kendini bulmak ya da kaybetmek değildir. Belki aşk, bütün kayboluşların ardından insanın kalbine yeniden dönebileceği yolu öğrenmesidir.
Mehmet Aluç-Kul Mehmet**