Nar Çiçeği: Gönülden Gönüle Bir Yolculuk
Bazı kitaplar anlattığı olaylardan çok insanda bıraktığı duyguyla hatırlanır. Eda Bildek’in Nar Çiçeği – Yılın İlk Güneşi adlı romanı da böyle eserlerden biri. Kitap, okuru Tillo’nun yıldızlı gecelerine ve tasavvufun derinliklerine doğru uzun bir yolculuğa çıkarıyor.
Eserin merkezinde Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın ilim, irfan ve gönül dünyası bulunuyor. Bu yolculuk yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek anlamına gelmiyor. İnsan kendisini tanımaya, kalbinin sesini duymaya ve hayatın gerçek anlamını kavramaya çalışıyor. Kitapta sabır, teslimiyet, ayrılık ve sevgi gibi duygular ön plana çıkıyor.
Yazarın dili oldukça şiirli ve benzetmelerle dolu. Nar çiçeği, kuyu, rüzgâr, turnalar ve yıldızlar yalnızca manzaranın parçaları olarak kullanılmıyor; aynı zamanda insanın iç dünyasını anlatan işaretlere dönüşüyor. Bu anlatım bazı bölümlerde esere güzel bir derinlik kazandırırken bazı yerlerde okumayı biraz yavaşlatabiliyor.
Romanın en güzel taraflarından biri, ilimle gönül arasındaki bağı göstermesi. Bilmenin tek başına yeterli olmadığı, insanın öğrendiklerini kalbinde de hissetmesi gerektiği anlatılıyor. Kahramanların arayışları üzerinden okura sabretmenin, anlamanın ve olgunlaşmanın önemi hatırlatılıyor.
Kitap oldukça uzun ve ağır ilerleyen bölümleri var. Bu nedenle hızlı gelişen olayları sevenlere biraz yorucu gelebilir. Ancak tasavvufî ve tarihî romanlardan hoşlananlar, eserin manevi havasını sevebilir. Özellikle şiirli anlatımı seven okuyucular için üzerinde düşünülerek okunacak bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Nar Çiçeği, yalnızca geçmişte yaşamış kişileri anlatan bir roman değil; insanın kendi içine yaptığı yolculuğu da konu alan bir eser. Kitabı kapattığımızda aklımızda Tillo’nun geceleri, nar çiçekleri ve şu düşünce kalıyor: İnsan bazen aradığı hakikate ulaşmak için önce kendi gönlüne dönmelidir.
Mehmet Aluç
Mehmet Aluç

Yorumlar
Okurların sesi
İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.