Bediüzzaman Sait Nursi Birinci Lem'a Günümüz Türkçesiyle Anlamı 1
Hz. Yunus'un duası, insanın Allah'a yönelmesini anlatan çok güçlü dualardan biri olarak ele alınıyor. Hz. Yunus denize atılıyor, büyük bir balık tarafından yutuluyor. Deniz fırtınalı, gece karanlık ve şartlar tamamen ümitsiz görünüyor. Yani onun açısından bakıldığında dışarıdan yardım bekleyebileceği hiçbir sebep kalmamış durumda. Tam da böyle bir anda şu duayla Allah'a yöneliyor: “Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü eksiklikten uzak tutarım. Gerçekten ben kendime zulmedenlerden oldum.” Burada duanın üç önemli tarafı var:
Birincisi: Allah'ın birliğini kabul etmek.
İkincisi: Allah'ı bütün noksanlıklardan uzak görmek.
Üçüncüsü: İnsan olarak kendi kusurunu kabul etmek.
Bu üçünün birleşmesi, insanın Allah karşısındaki gerçek konumunu ortaya koyuyor. Peki, Said Nursî burada neden balığın karnını anlatıyor? Çünkü ona göre Hz. Yunus'un yaşadığı durum, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olarak görülmemeli. İnsan kendi hayatında da farklı biçimlerde “balığın karnına düşebilir.
İnsan bazen kendi nefsinin içinde sıkışır.
Bazen dünyanın dertleri arasında kaybolur.
Bazen geleceği düşünmekten korkar.
Bazen geçmişte yaptığı hataların ağırlığını taşır.
Bazen hiçbir çıkış yolu göremediğini düşünür.
İşte bunların her biri, insanın kendisini karanlıkta hissettiği bir durumdur.
Kaynak metnin devamında bu düşünce daha da genişletilir: Hz. Yunus için balık, deniz ve gece neyse; insan için de nefsi, dünyası ve geleceği buna benzetilir. Bunu bugünkü dille şöyle anlayabiliriz: Hz. Yunus'un üç karanlığı vardı; insanın da üç büyük karanlığı vardır.
Balık → insanın nefsi
Deniz → insanın dünyası
Gece → insanın geleceği
Bu çok güçlü bir benzetmedir. Çünkü insan kendi nefsinin içinde sıkışabilir. Dünyanın geçici ve değişken şartları arasında kendisini çaresiz hissedebilir. Geleceğin ne getireceğini bilemediği için korkabilir. Üçü bir araya geldiğinde insan kendisini gerçekten karanlığın içinde bulabilir. Fakat Said Nursî'nin anlatmak istediği asıl nokta burada başlıyor:
İnsan bütün sebeplerin tükendiğini düşündüğü anda bile Allah'ın kudretinin tükenmediğini fark etmelidir.
Hz. Yunus'un durumunda balık, deniz ve gece onun karşısında aşılması imkânsız engeller gibi görünüyordu. Fakat dua ile Allah'a yöneldiğinde, Nursî'nin ifadesiyle bu şartların anlamı değişiyor. Kaynak metinde balığın onun için adeta bir denizaltı gibi güvenli bir taşıta, denizin güvenli bir sahaya ve gecenin de aydınlık bir hâle dönüşmesi şeklinde anlatım kuruluyor. Buradaki asıl mesajı şöyle sadeleştirebiliriz:
Allah'a güvenen insanın şartları her zaman hemen değişmeyebilir; fakat insanın şartlara bakışı değişebilir.
Ve bazen asıl kurtuluş da burada başlar. Çünkü insanın en büyük sıkıntısı, karşısındaki problemin büyüklüğü kadar, o problemin karşısında kendisini tamamen yalnız hissetmesidir. Bir insan: “Artık hiçbir çıkış yok.” dediğinde, kendi gözünün gördüğü sınırı dünyanın sınırı zannedebilir.
Oysa iman insana şunu öğretir:
Benim göremediğim bir yolun bulunmadığını söyleyemem.
Bu çok önemli bir düşüncedir.
İnsan geleceği göremez.
Bütün sonuçları bilemez.
Bir olayın hayatında nereye bağlanacağını önceden anlayamaz.
Bu nedenle bugün kapalı görünen bir kapının yarın hangi hayra vesile olacağını bilmesi mümkün değildir. İşte dua burada yalnızca bir istekte bulunmak değildir. Dua, insanın kendi sınırlılığını kabul etmesidir.
“Ben her şeyi çözemiyorum.”
“Ben her şeyi bilemiyorum.”
“Ben bütün kapıları açamıyorum.”
“Ama beni yaratanın gücünün benim gücümle sınırlı olmadığını biliyorum.”
Hz. Yunus'un duasını günümüz Türkçesiyle düşündüğümüzde, aslında insanın Rabbine şöyle seslenmesi gibi anlayabiliriz:
“Rabbim, içinde bulunduğum durumdan çıkamıyorum. Gücüm yetmiyor. Ben kendi başıma yeterli değilim. Sen ise her şeyin Rabbisin. Benim hatamı da biliyorsun, çaresizliğimi de biliyorsun. Ben Sana yöneliyorum.” İşte duanın ruhu burada ortaya çıkıyor.
“Ben Kendime Zulmedenlerden Oldum” Ne Demektir?
Bu cümle üzerinde özellikle durmak gerekir. Çünkü Hz. Yunus'un duasında yalnızca Allah'ın kudreti yoktur; insanın kendi kusurunu fark etmesi de vardır. İnsan çoğu zaman sıkıntıya düştüğünde ilk olarak başkalarını suçlar.
“Bana bunu onlar yaptı.”
“Benim başıma hep bunlar geliyor.”
“Kimse beni anlamıyor.”
“Hayat bana haksızlık ediyor.”
Fakat insanın kendi içine dönüp: “Ben nerede hata yaptım?” diye sorması çok daha zor bir iştir. İşte dua, insanı bu iç muhasebeye götürür. Kişi yalnızca dışarıdaki engelleri değil, kendi içindeki engelleri de görmeye başlar.
Kibir…
Öfke…
Sabırsızlık…
Bencillik…
Yanlış kararlar…
Gereksiz bağlanışlar…
Dünyaya aşırı güvenmek…
Bunların hepsi insanın kendi içinde oluşturduğu başka bir “balık karnı” olabilir. Bu yüzden Birinci Lem'a'yı yalnızca “Hz. Yunus sıkıntıdaydı, dua etti ve kurtuldu” şeklinde okumak metnin derinliğini azaltır.
Daha derin anlam şudur:
İnsan, en çaresiz hâlinde bile Allah'a yönelerek hem kendi aczini hem Allah'ın kudretini fark edebilir.
Ve belki de insanın gerçek dönüşümü, tam olarak bunu fark ettiği anda başlar.
Bir sonraki bölümün ana fikri
Buradan sonra metin çok daha güzel bir noktaya geliyor: İnsan kendi hayatındaki “balığı, denizi ve geceyi” nasıl aşabilir? Said Nursî burada Hz. Yunus'un duasındaki “Lâ ilâhe illâ ente…” ifadesini merkeze alarak tevhid düşüncesini açıklıyor. Kaynak metinde de bu duanın, bütün sebeplerin etkisiz kaldığı bir durumda insanı doğrudan Allah'a yönelttiği vurgulanıyor, vesselam.
Mehmet Aluç
Not: Lem’alar, Osmanlıca ve eski Türkçe kelimelerin yoğun olarak kullanılması sebebiyle benim için zaman zaman anlaşılması ve okunması zor bir eserdi. Bazı cümleleri birkaç kez okumama rağmen ne anlatılmak istendiğini tam olarak kavrayamıyordum. Sonra düşündüm: Günümüzde yapay zekâ diye bir imkân var. Metni gönderdim ve günümüz Türkçesiyle anlaşılır hâle getirmesini istedim. Böylece ağır ve eski kelimelerin anlamını daha kolay kavramaya başladım. Ben de bu açıklamaların bazı yerlerine kendi gönlümden geçen düşünceleri, hissettiklerimi ve anladıklarımı ekledim.
Ortaya böyle bir çalışma çıktı. Amacım, eserin asıl anlamını değiştirmek ya da Said Nursî’nin ifadelerine kendi düşüncelerimi karıştırmak değil; anlayamadığım yerleri günümüz Türkçesiyle daha anlaşılır hâle getirerek okumaya çalışmak ve okurken gönlümde oluşan düşünceleri de ayrıca ifade etmek. Belki bu çalışma, benim gibi eski kelimeler ve uzun cümleler sebebiyle Lem’aları okumakta zorlanan başka okuyucular için de bir kolaylık sağlar. Çünkü bazen insanın bir eseri anlamaması, o eserde anlatılanların kendisine uzak olmasından değil, kullanılan dilin bugünkü dilimizden farklı olmasından kaynaklanır. Ben de bu çalışmayla, anlamakta zorlandığım kapının anahtarını biraz olsun bulmaya çalışıyorum. Ve her bölümde, okudukça anladıklarımı kendi gönül penceremden yeniden düşünmeye gayret edeceğim, vesselam.
Kaynak: Risale-i Nur Külliyatı-Lem'alar

Yorumlar
Okurların sesi
İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.