Bir Kupanın İçinde Bir Milletin Kalbi
Bazı şampiyonluklar vardır; yalnızca bir kupanın kazanıldığı gün olarak kalmaz, geriye dönüp bakıldığında o kupaya giden bütün yolları, çekilen bütün sıkıntıları, kazanılan ve kaybedilen her sayıyı, sessizce yapılan bütün fedakârlıkları ve milyonlarca insanın aynı anda attığı kalbi hatırlatır. Filenin Sultan’larının bugün Avrupa'nın zirvesine yeniden çıkışı da işte böyle bir hikâyedir. Bu hikâyenin son sayfasında İtalya karşısında 3-2'lik muhteşem bir zafer vardır; fakat o kupayı yalnızca finalde kazanılmış beş setin içine sığdırmak, bu büyük başarının asıl hikâyesine haksızlık olur. Çünkü bir şampiyonluk, çoğu zaman son sayının kazanıldığı anda değil, insanın yorulduğu hâlde yeniden ayağa kalktığı ilk anda başlar.
Filenin Sultanları bu yıl yalnızca bir turnuvaya çıkmadı; üzerlerinde geçmişten gelen başarıların ağırlığını, beklentilerin baskısını ve Türkiye'nin kendilerinden beklediği büyük umudu da taşıdı. Üstelik Avrupa Şampiyonası'na gelmeden önce Milletler Ligi'nde de zirveye çıkmış, Brezilya'yı finalde 3-1 yenerek ikinci kez VNL şampiyonluğunu kazanmışlardı. O finalde bile ilk seti 25-23 kaybetmelerine rağmen oyundan kopmamış, sonraki üç seti kazanarak kupaya ulaşmışlardı. İşte şampiyonluğun belki de en önemli tarafı burada gizlidir: Büyük takımların farkı, hiç zorlanmamalarında değil, zorlandıkları anda kim olduklarını hatırlamalarındadır.
Avrupa Şampiyonası başladığında ise hikâye yeniden yazılmaya başlandı. Grup aşamasında Letonya, Polonya, Almanya, Slovenya ve Macaristan ile mücadele eden Türkiye, beş maçın dördünü kazanarak üst tura yükseldi. Dışarıdan bakıldığında dört galibiyet bir istatistik gibi görünebilir; fakat o sayıların arkasında her maçın ayrı bir heyecanı, her sette değişen psikoloji, rakibin baskısı karşısında yeniden toparlanma ve her top için verilen mücadele vardı. Voleybolun güzelliği de biraz burada değil midir? Bir sayı kazanırsınız, sonra o sayıdan daha kıymetli olan bir sonraki sayıyı kazanmak zorunda kalırsınız. Dün kazandığınız hiçbir şey bugünkü topu sizin için kurtarmaz.
Sonra eleme maçları başladı. Artık hata payı daralmıştı. Artık her karşılaşma, “yarın” kelimesini kullanabilmek için kazanılması gereken bir gündü. Azerbaycan karşısında 3-0'lık galibiyet geldi ve çeyrek finale geçildi. Ardından Almanya karşısında 3-1'lik bir mücadele kazanıldı. Her tur geçildikçe rakipler büyüyor, baskı artıyor, tribünlerin beklentisi yükseliyor ve oyuncuların omuzlarındaki yük ağırlaşıyordu. Fakat onların oyunu yalnızca smaçlardan ve bloklardan ibaret değildi; asıl güç, sayı kaybettiklerinde birbirlerine bakabilmelerinde, bir oyuncunun yaptığı hatanın ardından diğerinin onun elini tutabilmesinde, bir setin kötü geçmesinin bütün maçı belirlemesine izin vermemelerinde saklıydı.
Sonra Sırbistan geldi. Avrupa voleybolunun güçlü ekiplerinden biri olan Sırbistan, geçmişten gelen rekabeti de beraberinde taşıyordu. Daha birkaç yıl önce, 2023 Avrupa Şampiyonası finalinde yine Sırbistan'ı 3-2 mağlup ederek Avrupa'nın zirvesine çıkmıştı Türkiye. Bu nedenle yarı final yalnızca bir maç değildi; geçmişin hatıralarıyla bugünün hedefinin karşılaştığı bir geceydi. Fakat Filenin Sultanları bu kez rakibine nefes alacak alan bırakmadı ve Sırbistan'ı 25-20, 25-19 ve 25-20'lik setlerle 3-0 yenerek finale yükseldi. Bazen büyük bir takımın gücü, rakibini uzun süre ayakta tutup sonra devirmek değil, maçın başından sonuna kadar kendi hikâyesini rakibine kabul ettirebilmesidir.
Ve nihayet final gecesi geldi.
Karşılarında İtalya vardı. Avrupa'nın en güçlü ekiplerinden biri, yıllardır büyük maçların içinde bulunan, kolay teslim olmayan bir takım... Sinan Erdem Spor Salonu'nda yalnızca iki takım karşı karşıya gelmedi aslında. Bir tarafta ay-yıldızlı formanın taşıdığı umut, diğer tarafta Avrupa'nın en büyük kupalarından birini kazanmak isteyen İtalya vardı. Top havaya atıldığında bütün istatistikler, bütün geçmiş maçlar, bütün tahminler bir kenara bırakıldı. Geriye yalnızca o an kaldı.
Ve o an kolay değildi.
Türkiye'nin şampiyonluğa ulaşması beş sete yayılan büyük bir mücadeleyle gerçekleşti. İlk düdükten son sayıya kadar oyun zaman zaman el değiştirdi, baskı arttı, heyecan yükseldi. Fakat finalin en güzel tarafı belki de şuydu: Filenin Sultanları, karşılarına çıkan hiçbir zorluğu kader gibi kabul etmedi. Her kaybedilen sayının ardından yeniden başladılar. Her baskıda birbirlerine tutundular. Her zor topun peşinden gittiler. Çünkü bazen bir takımın büyüklüğü, kaç sayı kazandığıyla değil, kaybettiği bir sayının ardından nasıl yeniden ayağa kalktığıyla ölçülür.
Son sayı geldiğinde ise artık yalnızca bir voleybol maçı bitmedi.
Bir yol tamamlandı.
Bir emek görünür hâle geldi.
Bir sezonun yorgunluğu, bütün o antrenmanların sessizliği, sakatlıkların ve yorgunlukların arasında devam etmenin verdiği direnç, maçların içinde yaşanan gerilim, kazanılan ve kaybedilen setler, tribünlerin yükselen sesi ve televizyon başında ellerini birbirine kenetleyerek bekleyen milyonlarca insanın heyecanı, o son sayının içinde birleşti.
Türkiye 3-2 kazandı.
Filenin Sultanları Avrupa'nın yeniden en büyüğü oldu. Üstelik bunu üst üste ikinci kez başardı.
Fakat ben bu şampiyonluğu yalnızca “3-2” diye yazmak istemiyorum.
Çünkü 3-2'nin içinde kaç tane 3-0 vardır, kaç tane 3-1 vardır, kaç tane kaybedilmiş setten sonra yeniden kazanılmış bir mücadele vardır, kaç tane antrenman sabahı, kaç tane uykusuz yolculuk, kaç tane sessiz fedakârlık vardır, bunu skor tabelası anlatamaz. Bir kupa, yalnızca final maçının sonucunu gösterir; o kupaya ulaşan insanların neler hissettiğini ise yalnızca onların gözlerindeki sevinç anlatabilir.
Kameralara yansıyan o yüzlere bakınca insanın aklına yalnızca zafer gelmiyor. Biraz yorgunluk, biraz inanmışlık, biraz rahatlama ve çok büyük bir gurur görünüyor. Çünkü insanın yıllarca emek verdiği bir şeyin sonunda ellerinin arasına gelmesi başka bir duygudur. Hele o emek yalnızca kendin için değil, üzerinde taşıdığın ay-yıldız için verilmişse, kazandığın madalyanın ağırlığı boynunda değil, yüreğinde hissedilir.
Filenin Sultanları bize bir kez daha şunu gösterdi: Başarı, kusursuz olmak değildir. Başarı, zor anlarda da takım kalabilmektir. Bir arkadaşının hata yaptığı anda ona sırtını dönmemektir. Bir set kaybedildiğinde bütün maçı kaybetmiş gibi düşünmemektir. Tribünlerin sesi yükseldiğinde paniğe kapılmamak, sessizlik çöktüğünde umudu kaybetmemektir. Ve en önemlisi, herkesin seni şampiyon görmek istediği bir anda bile yalnızca önündeki topa odaklanabilmektir.
Belki de bu yüzden bu kupa yalnızca onların değildir.
Bu kupa, sabaha karşı maç izleyenlerin, son sayıda ayağa fırlayanların, televizyonun karşısında sessizce dua edenlerin, çocuklarına “Bak, mücadele böyle olur” diyenlerin, genç kızların eline bir voleybol topu verip onların da bir gün ay-yıldızlı formayı giyebileceğine inananların kupasıdır. Çünkü sporun en güzel tarafı, bir zaferin yalnızca bugünü değil, yarını da değiştirebilmesidir.
Bugün bir çocuk ekranın karşısında Filenin Sultanlarını izlerken belki yalnızca bir maç görüyor. Ama yıllar sonra o çocuk kendi hayatının zor bir anında pes etmek üzereyken, bugün gördüğü mücadeleyi hatırlayabilir. Bir topun peşinden sonuna kadar koşmanın, düşüp yeniden kalkmanın, arkadaşına güvenmenin, yenilgiden sonra yeniden başlamanın ne demek olduğunu hatırlayabilir. İşte gerçek şampiyonluk biraz da budur; kupa müzeye kaldırıldıktan sonra bile insanlarda yaşamaya devam etmek.
Ve bugün Türkiye'nin gökyüzünde ay-yıldız biraz daha başka görünüyor.
Çünkü bazen bir ülkenin sevincini anlatmak için uzun cümlelere gerek kalmaz. Bir bayrağın dalgalanması yeter. Bir çocuğun gözlerindeki ışık yeter. Bir annenin, babanın, gencin, yaşlının aynı anda sevinmesi yeter. Aynı anda milyonlarca insanın “Biz kazandık” diyebilmesi yeter.
Filenin Sultanları kazandı.
Ama aslında bize yalnızca bir kupa getirmediler.
Bize yeniden inanmanın, zorlandığında vazgeçmemenin, birbirine güvenmenin ve en imkânsız görünen anda bile mücadeleyi bırakmamanın ne kadar değerli olduğunu hatırlattılar.
Bugün o kupa ellerinde.
Yarın belki başka maçlar, başka rakipler, başka sınavlar olacak.
Fakat bu geceyi hiçbir skor tabelası silemeyecek.
Çünkü bazı zaferler yalnızca kazanılmaz; milletin hafızasına yazılır.
Ve bu gece, ay-yıldızlı formanın altında atan milyonlarca yüreğin ortak cümlesi aynı:
Şampiyon Türkiye.
Şampiyon Filenin Sultanları.
Mehmet Aluç