Gönül Aynasını Parlatan Şiir
İnsan gönlü, hayatın içinden geçerken farkında olmadan tozlanır. Kırgınlıklar bir köşesine, telaşlar başka bir köşesine siner. Söylenemeyen sözler, ertelenen sevinçler, unutulduğu sanılan hatıralar zamanla gönlün üzerini örter. İnsan yaşamaya devam eder; konuşur, güler, çalışır fakat içindeki aynada kendisini eskisi kadar açık göremez. İşte şiir, o aynaya usulca dokunan bir bez gibidir. Gürültü çıkarmaz, hesap sormaz; yalnızca birkaç kelimeyle gönlün üzerindeki sisi siler. Şiir, insanın bildiği fakat söyleyemediği şeylerin dilidir. Bazen içimizde bir duygu dolaşır da ona isim bulamayız. Ne tam hüzündür ne de sevinç; ne bütünüyle özlemdir ne de ayrılık… Bir şiirin tek dizesi çıkar karşımıza ve içimizden, “Benim anlatamadığım buydu,” deriz. Şair, bizim yerimize konuşmuş değildir aslında; içimizde susturduğumuz sesi bize yeniden işittirmiştir.
Bu yüzden şiir okumak, başkasının dünyasına girmekten önce kendi içimize dönmektir. Her dize, gönlümüzde kapalı kalmış bir pencereyi aralar. Oradan bazen çocukluğumuz görünür, bazen unuttuğumuz bir yüz, bazen de hiç gitmediğimiz hâlde özlediğimiz uzak bir şehir… Şiir, zamanı ve mesafeyi birkaç kelimeyle aşar. Bir anıyı bugüne, bir yabancının acısını bizim yüreğimize getirir. Gönlü parlatmak, onu yalnızca sevindirmek değildir. Çünkü bazı şiirler insanı neşelendirmez; içini sızlatır. Fakat o sızı da gönlün temizlenmesidir. İnsan, başkasının acısını hissettiği ölçüde bencilliğinden arınır. Görmediği bir yoksulluğu, bilmediği bir yalnızlığı, uzağında yaşanan bir haksızlığı şiirin içinden görmeye başlar. Böylece gönül yalnız kendisi için atan dar bir yer olmaktan çıkar; başkalarına da yer açan geniş bir yurda dönüşür.
Şiir insanı inceltir. Buradaki incelik, güçsüzlük değildir. Aksine, kırmadan konuşabilmenin, öfkelenirken adaleti kaybetmemenin, sevinirken başkasının hüznünü unutmamanın gücüdür. Kaba sözlerin kolayca söylendiği bir dünyada güzel bir cümle kurabilmek de bir çeşit direnmedir. Şair, kelimeleri süslemekten önce onları merhametle terbiye eder. Şiirin gönle yaptığı en büyük iyiliklerden biri de insanı yavaşlatmasıdır. Günlük hayat durmadan acele etmemizi ister. Daha hızlı yürümemizi, daha çok konuşmamızı, daha az düşünmemizi bekler. Şiir ise bir kelimenin önünde durmayı öğretir. Bir yağmur damlasına, bir pencereye, rüzgârda sallanan yaprağa yeniden bakmamızı sağlar. Her gün yanından geçtiğimiz şeylerin aslında ne kadar büyük anlamlar taşıdığını fark ettirir. Dünya değişmemiştir; değişen, ona bakan gözümüzdür.
Belki de bu yüzden şiir, karanlığı ortadan kaldırmaz ama onun içinde bir kandil yakar. Bütün soruları cevaplamaz; doğru soruların kalbimizde uyanmasına yardım eder. Yaralarımızı bir anda kapatmaz; onlarla konuşmayı, onları anlamayı öğretir. İnsana her şeyin geçtiğini söylemek yerine, geçen şeylerin içimizde nasıl bir anlam bıraktığını gösterir. Şiir yazan kişi de kendi gönlünün derinliklerine iner. Orada yalnız güzelliklerle karşılaşmaz. Kırgınlıklarını, korkularını, eksikliklerini ve sustuklarını da görür. Fakat onları kelimelere dönüştürdükçe gönlündeki yük biçim değiştirir. İçeride ağır duran duygu, kâğıt üzerinde anlam kazanır. Şair bazen bir şiiri bitirdiğinde derdini çözmüş olmaz; fakat derdinin yüzünü görmüş olur. İnsan, yüzünü gördüğü şeyden artık eskisi kadar korkmaz.
Gerçek şiir, yalnız yazanın gönlünü değil, okuyanın gönlünü de parlatır. Bir mumun başka bir mumu yakarken ışığından hiçbir şey kaybetmemesi gibi, şiir de insandan insana geçerken eksilmez. Aksine çoğalır. Şairin yalnızlığı okuyanın yalnızlığına dokunur; iki ayrı sessizlik aynı dizede birbirini bulur. Birbirini hiç tanımayan insanlar, aynı şiirde aynı duygunun önünde durabilir. Şiir böylece görünmez bir gönül bağı kurar. Ne var ki gönlün parlaması için yalnızca güzel kelimeler yetmez. Şiirin içinde hakikat bulunmalıdır. Hakikatten uzak bir söz ne kadar süslü olursa olsun ışık vermez. O, yalnızca parlayan bir cam parçasıdır. Gerçek şiirse gösterişli olmayabilir; fakat insanın içine değdiğinde orada uzun süre kalan bir aydınlık bırakır. Çünkü gönül, kelimenin süsünü değil, samimiyetini tanır. Şiir bize kaybettiklerimizi geri getiremez belki; fakat onların boşuna yaşanmadığını hissettirebilir. Geçmişi değiştiremez ama geçmişe bakışımızı değiştirebilir. Dünyadaki bütün haksızlıkları tek başına durduramaz; yine de haksızlığa alışmamızı engelleyebilir. Bir insanın vicdanını uyandıran tek bir dize bile karanlığın eksilmesi demektir.
Gönül, dünyaya baka baka yorulur; şiire baka baka kendisini hatırlar. Çünkü şiir, insanın içindeki iyiliğe tutulmuş bir aynadır. O aynaya her baktığımızda üzerimizde biriken toz biraz daha silinir. Merhametimiz belirginleşir, özlemimiz dile gelir, sessizliğimiz anlam kazanır. Ve insan sonunda şunu anlar: Şiir gönle dışarıdan ışık vermez. Gönlün içinde zaten var olan ışığın üzerindeki örtüyü kaldırır, dünyaya ışık verir.
Mehmet Aluç