Hacivat Ve Karagöz- PERDENİN ÖTE YANI: FİLİSTİN
Vicdanın sustuğu yerde zulüm, kendisini haklı sanmaya başlar.
Zulüm önce uzaktaki kapıyı çalar; O kapının sesine susanlar,
Kendi kapıları çalındığında sessizliğin neyi büyüttüğünü geç anlar.
Kendi kapıları çalındığında sessizliğin neyi büyüttüğünü geç anlar.
Çocuk vicdanı nasihatten önce, büyüklerin haksızlık karşısında nasıl durduğuna bakarak öğrenir.
Perdeler çoğu zaman bir oyun başlasın diye açılırdı. O gece ise unutulmaya bırakılan bir hakikat görünür olsun diye açılacaktı. Karagöz ile Hacivat yıllardır aynı perdenin arkasından insanları güldürmüş, yanlış anlamaların içinden doğruyu bulmaya çalışmıştı. Fakat bu kez ne kelimelerle oynayacaklar ne de duyduklarını birbirine karıştıracaklardı. Çünkü perdenin öte yanında, uzaktan bakıldığında yalnızca bir haber gibi görünen; yaklaşıldığında ise evleri, hatıraları, zeytin ağaçları ve geleceğe uzanan umutları bulunan Filistin vardı. Işık yandığında perdeye önce yaşlı bir zeytin ağacının gölgesi düştü. Dallarından birinde, artık hangi kapıyı açtığı bilinmeyen küçük bir anahtar asılıydı. Bir başka dalda ise rüzgârını bekleyen bir uçurtma duruyordu. Seyirciler Karagöz ile Hacivat’ın perdeye gelmesini beklerken, karşılarında sessizce duran bu üç şeyin aslında söyleyecek uzun bir sözü olduğunu henüz bilmiyordu. O gece gölgeler insanları eğlendirmek için değil, gözlerini kapatanlara gerçeği göstermek için konuşacaklar.
Perde karanlıktır. Ortada tek bir zeytin ağacının gölgesi görünür. Ağacın dallarından birine küçük bir anahtar asılmıştır. Hacivat ağır adımlarla perdeye girer. Her zamanki neşeli seslenişinin yerine bir süre ağaca bakar. Ardından Karagöz gelir.
- Hacivat, bu akşam perde neden bu kadar sessiz?
- Çünkü bazı akşamlar söz söylemeden önce susmayı bilmek gerekir Karagöz’üm.
- Susmak, söyleyecek söz bulamamaktan mı?
- Hayır. Söyleyeceğimiz sözün, yaşanan acıdan daha büyük görünmemesi için.
Karagöz, zeytin ağacının dalındaki anahtara yaklaşır.
- Bu anahtar hangi kapıyı açıyor?
- Bir zamanlar bir evin kapısını açıyordu.
- Şimdi o ev nerede?
- Anahtarı taşıyan kişi de yıllardır aynı soruyu soruyor.
- İnsan evini kaybedince anahtarını neden saklar?
- Çünkü anahtar yalnızca bir kapıyı değil, geri dönme umudunu da taşır.
Karagöz anahtara dokunmadan elini geri çeker.
- Demek bazı anahtarlar kapı açmasa da hafızayı açık tutar.
- Öyledir Karagöz’üm. Filistin’de nice insan, evinin yerini bir anahtarın ağırlığında taşır.
- Peki dünya bu anahtarları görmüyor mu?
- Görüyor.
- Sesleri duymuyor mu?
- Duyuyor.
- O hâlde neden bu kadar az şey değişiyor?
Hacivat cevap vermeden önce perdeye yeni gölgeler düşer. Bir okul sırası, boş bir sandalye, kapalı bir pencere ve havada asılı duran küçük bir uçurtma görünür.
- Çünkü görmek ile bakmak aynı şey değildir. Bazıları haberlere bakar fakat insanı görmez. Rakamları duyar fakat her rakamın ardında bir hayat bulunduğunu düşünmez.
- Acının rakamı olur mu Hacivat?
- Sayısı olur ama ölçüsü olmaz.
- Uzakta yaşanınca küçülür mü?
- Mesafe sesi azaltabilir Karagöz’üm, fakat insanın sorumluluğunu azaltmaz.
Karagöz, boş okul sırasının karşısına geçer.
- Bir çocuk okuluna gidemiyorsa dünyanın başka yerindeki dersler eksiksiz sayılır mı?
- Kitaplar açılabilir ama insanlık o günkü dersini tamamlamış sayılmaz.
- Bir çocuk geceleri korkuyla uyanıyorsa başka yerde rahat uyuyanların hiç mi sorumluluğu yok?
- Herkes aynı şeyi yapamayabilir fakat hiç kimse hiçbir şey yapamayacağını söyleyerek vicdanını susturmamalı.
- Ne yapmalı?
- Önce gerçeği öğrenmeli. Yanlış bilgiyi yaymamalı. İnsanların acısını bir tartışma malzemesine çevirmemeli. Yardım ulaştıran güvenilir kuruluşları desteklemeli. Haksızlığa karşı konuşurken başka halklara düşmanlık etmemeli.
- Yani adalet isterken adaletsiz olmayacağız.
- Evet. Çünkü bir insanın hakkını savunmak, başka bir insanın değerini inkâr etmeyi gerektirmez.
- Peki sessiz kalanlar?
- Sessizlik bazen korkudan, bazen bilgisizlikten doğar. Fakat insan gerçeği öğrendiği hâlde yalnızca rahatını
kaybetmemek için susuyorsa o sessizlik artık tarafsız değildir.
kaybetmemek için susuyorsa o sessizlik artık tarafsız değildir.
Karagöz bir süre düşünür.
- Ben eskiden perdenin iki tarafı var sanırdım: Senin tarafın, benim tarafım.
- Şimdi ne düşünüyorsun?
- Bir de perdenin dışında kalanlar varmış. Sesi buraya ulaşmayanlar, gölgesi görünmeyenler…
- Gölge oyununun en büyük yanılgısı budur Karagöz’üm. Perdeye düşmeyen birinin yok olduğunu sanmak.
- Filistin de yalnızca ekranda gördüğümüz görüntülerden ibaret değil öyleyse.
- Değil. Orada sabahı bekleyen aileler, dersine dönmek isteyen öğrenciler, toprağını işleyen insanlar, şarkıları, yemekleri, hatıraları ve gelecek hayalleri bulunan bir halk var.
- İnsanlar bazen Filistin’i yalnızca acıyla anıyor.
- Bir halkı yalnızca yaşadığı acıyla tanımlamak da eksik bir bakıştır. Filistin aynı zamanda kültürdür, hafızadır, sabırdır ve kendi yurdunda onurlu biçimde yaşama isteğidir.
Karagöz zeytin ağacının yanına gider.
- Bu ağaç neden zeytin ağacı?
- Çünkü kök salmayı, dayanmayı ve yeniden yeşermeyi anlatır.
- Dalını kırarlarsa?
- Kökü toprakta kaldıkça yeniden filizlenebilir.
- Ya toprağı da elinden alınırsa?
- O zaman o toprağın adını hatırlayanlar, gerçeğin kaybolmasına izin vermez.
Karagöz yerde duran uçurtmayı kaldırarak ağacın dalına asar.
- Ben de bunu buraya bırakıyorum.
- Neden?
- Çünkü bir çocuğun gökyüzüne bakınca yalnızca korkuyu değil, uçurtmasını da düşünmeye hakkı var.
Hacivat, Karagöz’ün yanına gelir. İkisi birlikte zeytin ağacına bakar.
- Güzel söyledin Karagöz’üm.
- Güzel söylemek yetmez Hacivat. Güzel söz, insanı doğru davranmaya götürmüyorsa yalnızca havada kalır.
- Doğru dersin. Vicdan yalnızca üzülmek değildir. Bildiği haksızlık karşısında insanlığını koruyarak sorumluluk almaktır.
- Peki bir gün bütün bunlar sona erer mi?
- Her adaletsizlik sonsuza dek sürmeyeceğini sanır. Onu sona erdirecek olan ise insanların nefreti büyütmesi değil, adaletten vazgeçmemesidir.
- Barış yalnızca sessizlik mi?
- Hayır. Haksızlığın üzeri örtülünce oluşan sessizliğe barış denmez. Gerçek barış, insanın evinde güvenle yaşayabildiği, hakkının tanındığı ve geleceğini korkmadan kurabildiği düzendir.
Karagöz perdenin kenarına doğru ilerler, ardından durup Hacivat’a döner.
- Perdeyi kapatalım mı?
- Oyun bittiyse kapatalım.
- Bu bir oyun değil Hacivat.
Hacivat zeytin ağacındaki anahtara, boş sıraya ve uçurtmaya bakar.
- Öyleyse perde açık kalsın Karagöz’üm.
- Ne zamana kadar?
- Bir halkın acısı yalnızca uzaktan seyredilen bir gölge olmaktan çıkana kadar.
- Hacivat, elimizden dua etmekten başka bir şey gelmiyorsa?
- Duayı küçümseme Karagöz’üm. Dua, çaresizliğin değil Rabbine yönelmenin dilidir. Allah insana gücünün yetmediğini yüklemez; fakat gücünün yettiğini de unutturmamalıdır.
- Demek ki dua edeceğiz, yapabildiğimiz bir iyilik varsa onu da ertelemeyeceğiz.
- Evet Karagöz’üm. Çünkü samimi dua, insanı duyarsızlaştırmaz; vicdanını uyanık tutar.
Hacivat bir süre sustuktan sonra Karagöz’e döner.
- Şimdi ben sana sorayım Karagöz’üm. Bir insan dua eder fakat sonra gördüğü haksızlığı bütünüyle unutur. O dua vicdanında iz bırakmış mıdır?
- Dua dilinden çıkıp davranışına ulaşmadıysa eksik kalmıştır Hacivat. İnsan dua ettikten sonra daha merhametli, daha dikkatli ve elinden gelen iyiliğe daha hazır olmalı.
- Herkesin elinden aynı şey gelir mi?
- Gelmez. Kiminin yardım edecek imkânı vardır, kiminin doğruyu anlatacak sözü, kiminin de yalnızca içten bir duası… Rabbimiz kulun imkânını da niyetini de bilir.
- Gelmez. Kiminin yardım edecek imkânı vardır, kiminin doğruyu anlatacak sözü, kiminin de yalnızca içten bir duası… Rabbimiz kulun imkânını da niyetini de bilir.
- Öyleyse az şey yapabilen kendisini değersiz mi görmeli?
- Hayır. Küçük diye hiçbir iyiliği küçümsememeli. Fakat yapabileceğinin daha azıyla yetinip vicdanını rahatlatmaya da çalışmamalı.
- Peki, insan her gördüğü haberi paylaşırsa doğru bir iş yapmış olur mu?
- Hayır Hacivat. Doğruluğunu bilmediği sözü yaymak, hakikate yardım etmek değildir. Bazen aceleyle paylaşılan yanlış bir bilgi, savunmak istediğimiz gerçeğe zarar verir.
- Acı içindeki insanların görüntülerini sürekli göstermek doğru mudur?
- İnsanların onurunu korumak gerekir. Onları yalnızca acılarıyla göstermemeli; hayatları, kültürleri, hayalleri ve insanlıklarıyla anlatmalıyız.
- Yardım ederken bunu herkese göstermek gerekir mi?
- Yardımın duyurulması başkalarını iyiliğe çağırıyorsa faydalı olabilir. Ama insan yaptığı iyilikle kendisini öne çıkarıyor, yardım edileni geride bırakıyorsa niyetini yeniden düşünmeli.
- Umutsuzluğa kapılanlara ne söyleyelim?
- Umutsuzluk zulmün işine yarar Hacivat. İnsan her şeyi hemen değiştiremeyebilir ama doğru tarafta durmaktan vazgeçmemeli. Dua, yardım ve hakikati söylemek küçük görünse de vicdanı canlı tutar.
- Ahiret günü bize, “Neden bütün dünyayı değiştirmediniz?” diye mi sorulur?
- Bütün dünyayı değiştirmeye gücümüz yetmez. Fakat gücümüz yettiği hâlde neden sustuğumuz, neden görmezden geldiğimiz ve yapabileceğimiz iyiliği neden ertelediğimiz sorulabilir.
- Demek “Elimden gelmedi” demek ile “Elimden geleni yapmadım” demek aynı değil.
- Aynı değil Hacivat. Rabbimiz insanın yalnız sözünü değil, imkânını ve niyetini de bilir.
- Peki, vicdanın ölçüsü nedir Karagöz’üm?
- Ne kadar konuştuğun değil, bildiğin hakikat karşısında nasıl bir insan olduğundur.
Hacivat başını eğerek zeytin ağacının dalındaki anahtara bakar.
Hacivat başını eğerek zeytin ağacının dalındaki anahtara bakar.
- Son bir soru daha sorayım. Barış geldiğinde yaşananları unutmalı mıyız?
- Hayır. Unutmakla barışmak aynı şey değildir. Gerçeği unutan, haksızlığın yeniden dönmesine kapı açar. Barış; hafızayı silmek değil, aynı acının bir daha yaşanmaması için adaleti korumaktır.
- O hâlde bu perde bize yalnız Filistin’i göstermiyor.
- Evet Hacivat. Bize kendimizi de gösteriyor. Ne kadar gördüğümüzü, ne kadar sustuğumuzu ve gördükten sonra ne yaptığımızı…
- Evet Hacivat. Bize kendimizi de gösteriyor. Ne kadar gördüğümüzü, ne kadar sustuğumuzu ve gördükten sonra ne yaptığımızı…
İkisi yeniden zeytin ağacına döner. Perdedeki uçurtma hafifçe hareket eder.
- Şimdi perdeyi kapatalım mı Karagöz’üm?
- Vicdanımız açık kalacaksa kapatabiliriz Hacivat.
- Ya vicdanımız da perdeyle birlikte kararırsa?
- O zaman bu konuşmanın hiçbir anlamı kalmaz.
Karagöz seyircilere döner.
- Perde kapanınca gördüklerinizi unutmayın. Çünkü insanın asıl imtihanı, baktığı sırada değil; gözlerini çevirdikten sonra başlar.
- Perde kapanınca gördüklerinizi unutmayın. Çünkü insanın asıl imtihanı, baktığı sırada değil; gözlerini çevirdikten sonra başlar.
Perdedeki ışık yavaşça azalır. Zeytin ağacı, anahtar ve uçurtma görünmeye devam eder.
Perde kararsa da vicdanlar kararmasın.
Öfkenin direksiyonunda vicdan, önünde adalet, sınırında insan onuru varsa zulme karşı durur; bunları kaybederse kendisi yeni bir zulme dönüşür.
Mehmet Aluç

Yorumlar
Okurların sesi
İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.