SÖZLÜK DIŞINA TAŞAN KASABA -1-
Bir kelime doğdu o sabah, koskoca kasabanın dili tutuldu. Lafazanpınar’da yeni bir kelime söylemenin cezası üç gün susmaktı.
Lafazanpınar’da yeni bir kelime söylemenin cezası üç gün susmaktı. Kasabanın meydanında bulunan Kelime Sayım Müdürlüğü, halkın kullanabileceği sekiz yüz on iki kelimeyi kalın bir kitapta toplamıştı. Kitabın kapağında şöyle yazıyordu:
“Düşünmeden Konuşmayı, Konuşmadan Önce Düşünmeyi Önleme Kılavuzu.”
Bu başlığın ne anlama geldiğini kimse bilmiyordu. Zaten müdürlük çalışanları da kitabı okumamıştı. Onların görevi okumak değil, başkalarının yanlış konuştuğunu tespit etmekti. Müdürlüğün başında Kelimettin Düzlük adında sert bakışlı bir adam vardı. Ceketinin cebinde kırmızı bir düdük taşırdı. Kasabada biri listede bulunmayan bir kelime söylediğinde hemen düdüğünü çalar, ardından ceza defterini çıkarırdı. Bir sabah Dürdane Hanım, evinin önünde çay içerken sandalyesinin ayağı kırıldı. Elindeki bardak havaya sıçradı, çay dökülmeden yeniden tabağına indi.
Dürdane Hanım şaşkınlıkla bağırdı:
“Cıngırmuk!”
Komşusu Muzaffer Bey pencereden başını uzattı.
“Ne dedin?”
“Cıngırmuk dedim.”
“O da ne demek?”
Dürdane Hanım biraz düşündü.
“Bir şey kırıldığı hâlde içindekinin dökülmemesi demek.”
Muzaffer Bey hayranlıkla başını salladı.
“Çok gerekli bir kelimeymiş. Benim evde her sabah bir cıngırmuk oluyor.”
Tam o sırada meydandan kırmızı düdüğün sesi duyuldu.
Kelimettin Düzlük koşarak geldi.
“Kim söyledi o kelimeyi?”
Dürdane Hanım ayağa kalktı.
“Ben söyledim.”
“Listede yok!”
“Az önce söyledim, artık var.”
“Öyle kolay mı? Bir kelimenin var olabilmesi için önce müdürlüğümüze başvurulması, yedi ayrı masadan geçirilmesi, anlamının üç nüsha hazırlanması gerekir.”
“Benim sandalye o kadar bekleyemezdi.”
Kelimettin Bey ceza defterini açtı.
“Üç gün konuşmama cezası!”
Dürdane Hanım omuzlarını silkti.
“Olur. Zaten üç gündür sizi dinlemekten konuşmaya fırsat bulamıyordum.”
Olay kısa sürede bütün kasabaya yayıldı. Fırıncı Rafet, sabah ekmeklerinin kokusu sokağı doldurunca buna “burunçek” adını verdi.
“Burunçek nedir?” diye sordular.
“İnsanı burnundan tutup fırına getiren sıcak ekmek kokusudur.”
Berber Sıtkı, saçını kestirirken sürekli başını oynatan müşterilere “kıpırdangaç” dedi. Terzi Mebrure, bir türlü aynı yerde durmayan düğmelere “kaçıkilik” adını taktı. Kahveci Behçet, çayını karıştırıp saatlerce içmeyen müşteriler için “şekeroyalan” kelimesini buldu.
Kasabanın çocukları da geri kalmadı. Yağmurdan sonra çamura basınca ayakkabıdan çıkan sese “şlopurtu”, sınıfta öğretmen soru sorduğunda herkesin birden yere bakmasına “gözdüşümü” dediler.
Kelimettin Bey’in düdüğü sabahtan akşama kadar ötüyordu. O kadar çok ceza yazdı ki defterinin sayfaları bitti. Yeni defter istemek için belediyeye bir dilekçe gönderdi. Fakat yanlışlıkla “Defterim yazmaktan yoruldu,” diye yazınca kendisine de ceza vermek zorunda kaldı.

Yorumlar
Okurların sesi
İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.