O eve yıllar sonra döndüğümde hiçbir eşya beni tanımadı. Kapının kilidi zor açıldı. Sanki içeridekiler, dışarıda bıraktıkları insanın geri gelmesini istemiyordu. Odalar küçülmüş, çocukken bitmek bilmeyen koridor birkaç adıma sığmıştı.
Salondaki duvar saati üçü on ikiyi gösteriyordu. Telefonumdaki saat farklıydı ama duvardaki saniye ibresi yürümeyi sürdürüyordu. Saati indirdiğimde arkasında küçük bir anahtar buldum. Anahtar, çocukluğum boyunca kapalı kalan odanın kilidine uydu.
Odada bir masa, bir sandalye, siyah bir defter ve büyük bir ayna vardı. Defterde kendi el yazımla eve dönüşüm anlatılıyordu. Başımı kaldırıp aynaya baktığımda odamı gördüm fakat kendimi göremedim. Sonra karşı tarafta çocukluğumdaki hâlim belirdi ve bana tek bir soru sordu: Beni neden burada bıraktın?
Büyümek zorunda olduğumu söyledim. Çocuk başını salladı. Büyümenin onu susturmak demek olmadığını söyledi. O an yıllardır içimde taşıdığım eksikliğin nedenini anladım. Herkese yetişmeye çalışırken kendi hayatıma geç kalmıştım.
Aynaya elimi uzattım. Çocuk da elini kaldırdı. Parmaklarımız soğuk camın iki tarafında birleşti. Masadaki defterin son sayfasında yeni bir cümle belirdi: İnsan geçmişini geride bırakarak değil, onun elinden tutarak büyür.

Yorumlar
Okurların sesi
İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.