Mekke’de Atılan İmza
Bazen bir masada atılan üç imza, yalnızca ülkelerin geleceğini değil, dünyanın güç dengesini de değiştirebilir. Dünya, ülkelerin yalnızca kendi sınırlarını koruyarak güvende kalabilecekleri bir yer olmaktan çıkıyor. Bir bölgede başlayan gerginlik, kısa sürede başka ülkelerin ekonomisini, güvenliğini ve geleceğini etkileyebiliyor. Böyle bir dönemde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, sıradan bir diplomatik metinden daha fazlasını ifade ediyor. Anlaşmanın en dikkat çekici yönü, taraflardan birine yapılan saldırının üç ülkeye birden yapılmış sayılacak olmasıdır. Bu madde, saldırganlığı önlemeyi amaçlayan güçlü bir dayanışma mesajıdır. Çünkü bazen barışı korumak için yalnızca iyi niyet yeterli olmaz; karşı tarafa yalnız olmadığınızı da göstermeniz gerekir.
Bazen bir masada atılan üç imza, yalnızca ülkelerin geleceğini değil, dünyanın güç dengesini de değiştirebilir. Dünya, ülkelerin yalnızca kendi sınırlarını koruyarak güvende kalabilecekleri bir yer olmaktan çıkıyor. Bir bölgede başlayan gerginlik, kısa sürede başka ülkelerin ekonomisini, güvenliğini ve geleceğini etkileyebiliyor. Böyle bir dönemde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, sıradan bir diplomatik metinden daha fazlasını ifade ediyor. Anlaşmanın en dikkat çekici yönü, taraflardan birine yapılan saldırının üç ülkeye birden yapılmış sayılacak olmasıdır. Bu madde, saldırganlığı önlemeyi amaçlayan güçlü bir dayanışma mesajıdır. Çünkü bazen barışı korumak için yalnızca iyi niyet yeterli olmaz; karşı tarafa yalnız olmadığınızı da göstermeniz gerekir.
Anlaşmanın Mekke’de imzalanması ayrıca anlamlıdır. Mekke, Müslümanlar için birlik ve kardeşliği temsil eden kutsal bir şehirdir. Bu nedenle burada atılan imzalar yalnızca askerî iş birliğini değil, ortak sorumluluk düşüncesini de simgelemektedir. Ancak böyle önemli bir sembolün gerçek değerini, anlaşmanın barışa ne kadar hizmet edeceği belirleyecektir. Hindistan bu anlaşmanın tarafı değildir; buna rağmen gelişmeleri dikkatle izlemektedir. Çünkü anlaşmada yer alan Pakistan ile Hindistan arasında uzun süredir devam eden siyasi ve askerî anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Pakistan’ın Türkiye ve Suudi Arabistan gibi etkili ülkelerle daha güçlü bir savunma ortaklığı kurması, Hindistan’ın bölgesel hesaplarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir. Yine de anlaşmayı doğrudan Hindistan’a karşı kurulmuş bir ittifak olarak görmek doğru olmaz. Açıklanan amacı herhangi bir ülkeyi hedef almak değil, ortak güvenliği ve caydırıcılığı güçlendirmektir.
Bir savunma anlaşmasının başarısı kaç ülkeyi korkuttuğuyla değil, kaç çatışmayı önlediğiyle ölçülmelidir. Eğer Mekke Anlaşması yeni düşmanlıklar meydana getirirse bölgedeki endişeleri artırabilir. Fakat ülkeleri daha dikkatli davranmaya, sorunları konuşarak çözmeye ve birbirlerinin güvenliğine saygı göstermeye yöneltirse gerçek amacına ulaşabilir. Sonuç olarak Mekke’de atılan bu imza hem bir kalkan hem de önemli bir sınavdır. İmzaları atmak kolaydır; güveni korumak ise zordur. Anlaşmanın gerçek gücü savaş ihtimalini büyütmesinde değil, o ihtimali azaltabilmesinde saklıdır.
Bazı anlaşmalar imzalandıkları şehirde kalmaz; yankıları binlerce kilometre ötedeki başkentlerin güvenlik hesaplarına kadar ulaşır. İsrail açısından Mekke Anlaşması, yalnızca üç ülke arasındaki savunma iş birliği olarak görülmeyebilir. Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan’la ortak bir güvenlik çatısı kurması, bölgede İsrail ve Amerika merkezli olmayan yeni bir denge arayışının işareti sayılabilir. Özellikle bir ülkeye yapılan saldırının üçüne birden yapılmış kabul edilecek olması, İsrail’in gelecekte atacağı adımlarda yalnızca karşısındaki ülkeyi değil, onun ortaklarını da hesaba katmasını gerektirebilir. Bununla birlikte anlaşmanın herhangi bir devleti hedef almadığı açıklanmıştır. Bu nedenle onu şimdiden İsrail karşıtı bir cephe olarak tanımlamak yerine, İsrail’in dikkatle izlediği yeni bir güç dengesi olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır, çünkü İsrail’in pili bitmiştir artık.
Mehmet Aluç

Barış, vicdan sahibi olanlar arasında sözle korunabilir; fakat karşıdaki yönetim hukuku, merhameti ve masumların hayatını önemsemiyorsa yalnızca iyi niyet yeterli olmaz. Böyle bir durumda diplomasi; ortak duruş, uluslararası baskı ve güçlü bir savunma iradesiyle desteklenmelidir. Mekke Anlaşması’nın anlamı da burada ortaya çıkar: Savaş aramak değil, saldırganlığın karşılıksız kalmayacağını göstererek savaşı önlemek. Çünkü vicdansızlık karşısında sessiz kalmak barış değil, zulmün cesaretlenmesidir. Ancak kullanılacak güç intikam almak için değil; haksızlığı durdurmak, masumları korumak ve adaleti yeniden kurmak için olmalıdır.Kul Mehmet
Bazı yönetimler vicdanın sesinden değil, karşılarında gördükleri kararlı duruştan etkilenir. Dağınıklığı fırsat, sessizliği ise zayıflık olarak değerlendirirler. Bu nedenle ülkelerin birlik içinde hareket etmesi, yalnızca askerî bir tercih değil; saldırganlığı başlamadan durdurabilecek siyasi bir mesajdır. Bugün başkasına yapılan haksızlık karşısında susanlar, yarın aynı haksızlık kendi kapılarına geldiğinde yanlarında kimseyi bulamayabilirler. Kul Mehmet
Fakat birlik olmak, her koşulda birbirini haklı görmek anlamına gelmemelidir. Mekke Anlaşması’nın tarafları yalnızca birbirlerini savunmayı değil, adaleti ve insan hayatını korumayı da temel ilke edinmelidir. Savunma adına yeni haksızlıklar yapılırsa anlaşma ahlaki değerini kaybeder. Çünkü zulme karşı çıkarken zalimin yöntemlerine başvurmak, haklı olanı da haksız duruma düşürür.Kul Mehmet Bu yüzden gerçek caydırıcılık; ölçüsüz güç kullanmakta değil, gerektiğinde birlikte hareket edileceğini açıkça göstermek ve buna rağmen barış kapısını kapatmamakta yatar. Güç, öfkenin aracı değil adaletin güvencesi olduğunda anlam kazanır. Mekke’de kurulan bu birlik de ancak masumları korur, saldırganlığı sınırlar ve barışı mümkün kılarsa tarihe güçlü bir anlaşma o