Türkünün Yeni Sesi: Yapay Zekâ ile Gelen Duygu Gerçek midir?
Bu aralar YouTube’da yapay zekâ yardımıyla hazırlanmış türküler yağmur gibi yağıyor. İnsan birini dinliyor, ardından karşısına benzer bir başkası çıkıyor. Kimi bozlak havasında yükseliyor, kimi uzun hava gibi içimize ağır ağır yerleşiyor. Bazısında bağlama öne çıkıyor, bazısında hiç yaşamamış bir insanın sesi, yılların yorgunluğunu taşıyormuş gibi duyuluyor. Dinlerken mest oluyor, türkünün içinde kayboluyoruz. Sonra eserin yapay zekâ katkısıyla üretildiğini öğrenince zihnimizde kaçınılmaz bir soru beliriyor: Bizi bu kadar etkileyen şey gerçekten duygu mudur, yoksa duygunun ustaca yapılmış bir benzeri mi?
Bu sorunun kolay bir cevabı yoktur. Çünkü bir türkünün nasıl üretildiği kadar, dinleyenin içinde neye dokunduğu da önemlidir. Türkü, yalnızca söz ve ezgiden oluşmaz. Onun içinde yaşanmışlık, coğrafya, ayrılık, kavuşma, yoksulluk, gurbet ve insan sesi vardır. Anadolu’nun bir köyünde söylenen türkü, bazen bir kişinin değil, bütün bir toplumun hafızasını taşır. Söyleyeni unutulsa bile sözleri yaşamaya devam eder. Çünkü halk türkülerinin asıl gücü, insanın ortak acılarına ve sevinçlerine ses verebilmesidir. Yapay zekâ ise bu büyük kültürel birikimi inceler; türkülerde kullanılan kelimeleri, makamları, ezgi kalıplarını, ses renklerini ve anlatım biçimlerini öğrenir. Sonra bunları yeniden bir araya getirerek kulağımıza tanıdık gelen yeni eserler oluşturur. Duyduğumuz ses daha önce hiç yaşamamış olabilir; fakat o sesin taşıdığı izler, yüzyıllardır yaşayan insanların bıraktığı izlerden meydana gelir.
Belki de bizi etkileyen ilk şey budur: Tanıdıklık. Yapay zekâyla üretilen bir türküde çocukluğumuzun radyosunu, dedemizin mırıldandığı ezgiyi, annemizin mutfakta söylediği yarım kalmış bir türküyü veya uzun bir yolculuğun sessizliğini duyabiliriz. Eser yeni olsa da bizde uyandırdığı hatıra eskidir. Yapay olan ses olabilir; fakat o sesi dinlerken içimizde uyanan duygu gerçektir. Bir yağmur görüntüsü bilgisayarda oluşturulabilir. Fakat o görüntü bize geçmişte ıslandığımız bir günü hatırlatıyorsa hissettiğimiz özlem sahtelik taşımaz. Yapay zekâ türkülerinde de benzer bir durum vardır. Makine özlem duymamış, gurbet yaşamamış ve bir yolcunun ardından bakmamıştır. Ancak dinleyici bunların hepsini yaşamış olabilir. Türkü, duyguyu kendi içinde taşımaktan çok, dinleyenin içindeki duyguyu uyandırır. Burada insan emeğini görmezden gelmemek gerekir. Yapay zekâ çoğu zaman kendi başına karar verip bir türkü yayımlamaz. Konuyu belirleyen, sözleri yazan veya düzelten, kullanılacak müzik anlayışını seçen, ortaya çıkan onlarca çalışmadan birini ayıran ve onu dinleyiciye sunan yine insandır. Yapay zekâ güçlü bir araçtır; fakat o araca ne söyleneceğini, hangi duygunun aranacağını ve eserin ne zaman tamamlandığını insan belirler.
Bu nedenle “Bu türküyü yapay zekâ yaptı,” cümlesi her zaman bütün gerçeği anlatmaz. Daha doğru soru şudur: Bu eserde insanın katkısı ne kadar, yapay zekânın katkısı ne kadardır? Kimi üretici yalnızca birkaç kelime yazar ve gerisini sisteme bırakır. Kimi ise günlerce sözlerle uğraşır, anlatımı düzeltir, ezginin havasını belirler, farklı yorumlar arasından seçim yapar. Her iki çalışma da yapay zekâ yardımıyla hazırlanmıştır; fakat ikisindeki insan emeği aynı değildir. Bu ayrımın açıkça belirtilmesi, hem dinleyiciye hem de gerçek sanatçılara karşı dürüstlüğün gereğidir. Asıl tehlike, yapay zekânın kullanılması değil; kullanım biçiminin gizlenmesidir. Gerçekte yaşamamış bir sanatçıya sahte bir hayat hikâyesi yazılması, ünlü bir sanatçının sesinin izinsiz biçimde taklit edilmesi veya tamamen yapay zekâyla hazırlanmış bir çalışmanın geleneksel bir kayıt gibi sunulması güven duygusunu zedeler. Dinleyici ne dinlediğini bilme hakkına sahiptir. Eserin açıklamasında yapay zekâ desteğinin belirtilmesi, türkünün değerini düşürmez; tersine üreticinin dürüstlüğünü gösterir.
Bir başka mesele de hızdır. Eskiden bir türkünün oluşması, söylenmesi ve yayılması uzun zaman alırdı. Şimdi birkaç saat içinde çok sayıda eser üretilebiliyor. YouTube’da bu türkülerin “yağmur gibi yağmasının” nedenlerinden biri budur. Üretim kolaylaşınca sayı artar; fakat sayı arttıkça nitelik kendiliğinden yükselmez. Bir süre sonra aynı kelimelerle, aynı hüzünle ve birbirine benzeyen seslerle karşılaşabiliriz. Gurbet, dağ, yol, anne, ayrılık ve hasret gibi güçlü kelimeler yalnızca etkileyici göründükleri için art arda kullanılabilir. Böyle olunca türkü, yaşanmış bir duygunun anlatımı olmaktan çıkar; türküye benzeyen düzenli bir ürüne dönüşür. Kulak ilk anda etkilenir ama eser zaman geçtikçe hatırda kalmayabilir. Gerçek sanatın en önemli özelliklerinden biri kusursuzluk değil, kendine özgü oluşudur. İnsan sesinin bazen titremesi, nefesin yetmemesi veya bir kelimenin beklenmedik biçimde uzaması eseri daha canlı hâle getirir. Çünkü o küçük kusurlar, söyleyen kişinin orada bulunduğunu hissettirir. Yapay zekâ ise çoğunlukla kusursuza yakın bir ses üretmeye çalışır. Fakat fazla kusursuzluk, bazen duygunun üzerini parlak bir örtüyle kapatabilir.
Yine de yapay zekâ ile üretilen her türküyü değersiz saymak doğru değildir. Yeni teknoloji, türkü dinlemeyen gençlerin halk müziğine ilgi duymasını sağlayabilir. Unutulmaya yüz tutmuş yöresel söyleyişler yeniden gündeme gelebilir. Şiir yazan fakat beste yapamayan biri, sözlerinin nasıl duyulabileceğini deneyebilir. Maddi imkânı olmayan üreticiler düşüncelerini daha geniş kitlelere ulaştırabilir. Burada önemli olan, teknolojinin geleneğin yerine geçmesi değil, onunla nasıl ilişki kurduğudur. Yapay zekâ geçmişte üretilmiş türküleri yalnızca taklit ederse kültürü çoğaltmış olmaz; aynı kalıpları tekrarlar. Fakat insan, kendi zamanının sorunlarını ve duygularını bu araçla anlatırsa yeni bir kapı açılabilir. Bugünün türkülerinde yalnızca dağların ardındaki gurbet değil; kalabalık şehirlerdeki yalnızlık, geçim sıkıntısı, ekran bağımlılığı, unutulan komşuluklar ve başka ülkelere giden gençlerin özlemi de bulunmalıdır. Çünkü türkü, yaşadığı çağın sesini taşımadığı zaman yalnızca geçmişin güzel bir gölgesine dönüşür.
Belki yıllar sonra bugünkü döneme bakıldığında, yapay zekâ destekli türküler kültür tarihimizin yeni bir aşaması olarak değerlendirilecektir. Belki bu eserlerin çoğu unutulacak, yalnızca gerçekten farklı bir sözü ve güçlü bir duygusu olanlar kalacaktır. Zaten insan eliyle yazılan binlerce eserin de çok azı zamana dayanabilmiştir. Kalıcılığı belirleyen yalnızca eseri kimin veya neyin ürettiği değil, insana ne kadar sahici bir yerden ulaşabildiğidir. Yapay zekâ türkü söyleyebilir ama hasret çekmez. Sesi titreyebilir ama heyecanlanmaz. Ayrılığı anlatabilir ama bir gidenin ardından bakmaz. Buna rağmen onun ürettiği bir türkü bizi ağlatabilir, geçmişe götürebilir veya uzun zamandır unuttuğumuz bir duyguyu yeniden uyandırabilir. Çünkü makinenin duygusu olmayabilir; fakat dinleyenin vardır. Bu yüzden yapay zekâ katkısıyla hazırlanmış bir türküyü severken kendimizi kandırmış olmayız. Dinlerken hissettiğimiz şey bize aittir ve gerçektir. Yalnızca eserin kaynağını bilmek, insan emeğinin hakkını korumak ve her etkileyici sesi büyük sanat sanmamak gerekir.
Teknoloji türkünün sesini değiştirebilir; fakat türkünün gerçek yurdu yine insanın içidir. Oraya ulaşabilen eser, hangi araçla yapılmış olursa olsun bir karşılık bulur. Yine de kalıcı olabilmesi için yalnızca kulağa hoş gelmesi yetmez. İçinde insanın sözü, yaşadığı çağın izi ve başkasından ödünç alınmamış bir hakikat bulunmalıdır, vesselam.
Mehmet Aluç
Mehmet Aluç

Yorumlar
Okurların sesi
İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.